Пропускане към основното съдържание

Dua Her Şeyin İlâcı




Allah-u Teâlâ, ölüm hariç her derdin devasını yaratmıştır. Her sıkıntının, her üzüntünün çaresi vardır ve o da duadır. Ankebut Sûresi’nin 45. ayetinde belirtildiği gibi doğru kılınan namaz, her kötülüğün ilâcıdır. Her şey bir sebep ile yaratılmıştır. Bir şeye kavuşmak isteyen, o şeyin sebebine yapışır. Herhangi bir şeyin sebebine yapışan da, onun neticesine kavuşur.

Bu kanaati yaşadığım bir olayla daha da pekiştirdim. Zor durumda kaldığım zaman genelde hep duaya sığınmışımdır ve böylece her zorluğu aşmışımdır. Ancak tek  çaresizliğimi çocukluk döneminden beri mücadele ettiğim nazarda görüyordum. Her ne kadar gereken duaları okusam da, bir türlü netice alamıyordum. Mümkün oldukça kalabalık yerleri kaçınsam da, sık sık nazara yakalanıyordum. Allahıma şükürler olsun ki, ikamet ettiğim yerlerde hep duası kabul olan bir iki yaşlı kadın buluyordum.

Fakat iki ay önce bir Cumartesi günü yaşadığım bir olay, başka birine dua okutmadan da nazardan kurtuluş çaresini bulmama vesile oldu. O gün yüksek lisans yaptığım Plovdiv (Filibe) Üniversitesinde konferansların bitinceye kadar zor dayanıyordum. Yine nazar belası başımdaydı ve en kötüsü burada dua okutabileceğim kimse yoktu. Oysa bir an evvel o Muradiye Camii (Cuma Camii olarak da bilinen Murat Hüdavendigar Camii) bahçesine oturup kendi şiir dünyama  dalmaya can atıyordum. Çünkü oradaki günlük stresi, ancak böyle yeniyordum. Üzerimde nazar olsa da, oraya mutlaka gitmeliydim, buna çok ihtiyacım vardı. Bitkin bir halde, beynimdeki uğultuyla, yavaş yavaş merkeze yollandıysam da, en yakın parka zor ulaşabildim. Çok sevdiğim yağmur da başladı. Şimdi bu yağmurun altında saatlerce sırılsıklam oluncaya kadar yürümek varken hastalığa teslim olup kiraya dönmeliydim... Ama bir türlü oturduğum peykeden kımıldayamıyordum, ayaklarım ısrarla beni camii yanına götürüyordu. Üstelik bu defa çoktan beri düşlediğim cami fotoğrafını da çekebilecektim. Böyle bocalıyorken birden bire karanlıkta bir ışık gördüm. Nasıl daha önceden düşünemedim diye kendime kızmaya başladım. Oysa derdimin devası, işte o camideydi. Bahçesinde otururken içini merak etmiş, oraya nasıl girererim sorusuna cevap aramıştım. Şimdi ise camiye rahatça gidip oradaki yetkili şahıslardan yardım isteyecektim, gerekirse artık onlara yalvaracaktım. Camiye vardım, fakat imam dışarı çıkmıştı. Kapı önünde dini kitap, muska vb. şeyler satan iki adam, boynuma nazar muskası takıp imamı beklerken dua etmem için eşarp verdiler. Nihayet hayalim gerçek oldu- Muradiye Camiinin içindeydim. Keşke fırsatı değerlendirip namaz kılsam diye abdesthaneyi arıyordum, ancak etrafta göremiyordum. Yine de nazardan beni kurtaracak birini bulmak için Yüce Allah’a el açtım. Bir süre sonra aynı adamlar imamı boşuna beklediğimi, her sıkıntının Allah’tan olup dermanın da onda olduğunu vurguladılar. Sen İhlâs, Felâk, Nâs dualarını bilmiyor musun? Onları oku yeter!, dediler. Tabiî ki, bu sûreleri biliyorum, ama kendi kendime okuyunca nazar geçmiyor, üstelik abdestim yok, diye ağlamaya başladım. Ancak kimse sözlerime kulak vermedi. Şimdi hepten perişandım ve dört elle Cenab-ı Allah’a sarılmaktan başka seçeneğim yoktu. Biraz kendimi toparlanınca abdesthaneyi buldum ve tek gerçek dostumuz, tek gerçek yardımcımız Allâhü Teâlâ’ya teslim olmanın bana verdiği mutluluğa kavuşarak, huşu içinde bol bol dua edip namaz kıldım. Bir ara demin beklediğim imamın geldiğini farkettim, ama artık derdime dermanı kendim aramaya karar vermiştim. Birkaç turist gencin seslerini de duyunca namazıma son verdim. Caminin içinde  ve dışında fotoğraflar çektim. Yağmur ise hâla yağıyordu, fakat ben şimdi bulutların arasında gülen güneşi görüyordum. Çünkü Allah’ın bana lütfettiği bir kerametle omuzlarımda taşıdığım büyük yük nihayet inmişti. En önemlisi, Yaradanıma güvenerek o yükü ben kendim indirmiştim. Alemlerin Rabbine sonsuz hamd-ü senâlar olsun ki, aklımı başıma getirdi ve ben kendim okuduğum nazar duaların gücüne inanmaya başladım.   

Resmiye MÜMÜN

2010, Kırcaali

“Medine Gülü” şiir kitabından 




Коментари

Популярни публикации от този блог

Aman Ya Rabbi, O Nasıl Mutluluktu Öyle, Anlatamam...

  Yıllar önce yazdığım bir şiirimde içimden gelen bir sesle, “Bekle b eni Mekkem, bir gün sana geleceğim  Kabe’nin siyah örtüsüne yüz süreceğim ... " demiştim. Yüce Allah'a sonsuz hamd ve şükür olsun ki, bu yıl on bir ayın sultanı mübarek Ramazan-ı Şerif'te bu aciz kulunu y eryüzündeki en mukaddes yer olan evine, beytine, Kabe'sine davet etmekle şereflendir erek, yıllar yılı Kabe ve A llah Resûlü Hz. Muhammed’in (SAV) aşkıyla yanıp tutuşan gönlümü vuslata erdirdi. Peygamber Efendimiz (SAV),  bir hadis-i şerifinde şöyle buyurmaktadır: "Ramazan ayında yapılan umre, tam bir hac sayılır, yahut da benimle birlikte yapılmış bir haccın yerini tutar." (Buhârî, Umre 4) Başka bir hadis-i şerifinde  de şöyle buy urmaktadır : "Kim, beni öldükten sonra ziyaret ederse, sanki hayatımda iken ziyaret etmiş gibi olur."(Mansur Ali Nasif, et- Tâc, el-Câmiu'l-Usûl, II/190). Bu kutlu yolculuk, 2 Mart 2025 tarihinde geceleyin Haskovo (Hasköy) şehri yakınlarında...

Tesettür Hikayem

Bu sene tesettürlü olarak Ramazan’a kavuşturan Rabbime y üz bin kere hamd ve şükürler olsun ! Zararın neresinden dönersen kardır demiş atalarımız . Bundan dört ay önce Yüce Allah’ın (CC) tesettür emrini yerine getirmek üzere kesin olarak tesettüre girmeye karar verdim. Bunu uzun   zamandan beri çok istiyordum ama bulunduğum çevrenin etkisiyle bir türlü kapanmaya cesaret edemiyordum.   Kırcaali’de ancak birkaç tane çalışan kapalı bayan tanıyordum. Hepsi ülkedeki imam hatip liselerinden mezun olmuşlardı ve dini hizmetlerde bulunuyorlardı. İşverenim başörtüme karışmasa bile Kırcaali’de ilk tesettürlü gazeteci olarak çalışmaya devam ettiğim halde bunun bedelini ödemek zorunda kalacağımın farkındaydım. Dini eğitim sahibi olmadığım için tesettürlü olarak işsiz kalma endişesini taşıyordum. Çünkü çalışmamak gibi bir şansım yoktu. Öte yandan Allah’ın emrine uymayıp günah işlediğimden dolayı büyük üzüntü ve huzursuzluk duyuyordum. Tesettürün hem Müslüman kadına, hem Müslüma...

Dilenci Roman Kızı

2010 yılında hala etkisinden kurtulamadığım bir olay yaşadım. Ramazan ayında bir iftar yemeğine katılmıştım. Sofra duasından sonra sokaklarda dilenen bir Roman kızı para istemek için iftara davet edilen makam, mevki sahibi varlıklı kimselerin yanına geldi. Tam o sırada ben eve doğru yollanmıştım ki, masadakilerin dilenci kızı benim yanıma gönderdiklerini gördüm. “Bak, git o abladan iste” dediklerini duydum. Ayrıca bana da kızı beklememi işaret ettiler. Sanırım 10 yaşlarında bir kızdı, siması tanıdık geldi. Sanki onu daha önce de sokaklarda dilenirken görmüştüm. Kız koşarak yanıma geldi ve elini uzattı. O sıralarda düzenli bir işim yoktu ve ekmek paramı zar zor çıkarıyordum. Çantama elimi soktum, karıştırmaya başladım, içinden 1 levalık madeni bir para çıktı. Onu kıza verdim. Saat gece 10’a yaklaşıyordu. Kızın bu saatte dışarda olması çok tehlikeliydi. Roman Mahallesi’ne yakın bir yerde yaşadığım için kıza evine kadar eşlik etmeyi teklif ettim. Fakat onca ısrar etmeme rağmen...