Bu kanaati yaşadığım bir olayla
daha da pekiştirdim. Zor durumda kaldığım zaman genelde hep duaya sığınmışımdır ve
böylece her zorluğu aşmışımdır. Ancak tek çaresizliğimi çocukluk döneminden beri mücadele
ettiğim nazarda görüyordum. Her ne kadar gereken duaları
okusam da, bir türlü netice alamıyordum. Mümkün oldukça kalabalık
yerleri kaçınsam da, sık sık nazara yakalanıyordum. Allahıma şükürler
olsun ki, ikamet ettiğim yerlerde hep duası kabul olan bir
iki yaşlı kadın buluyordum.
Fakat iki ay önce bir Cumartesi
günü yaşadığım bir olay, başka birine dua okutmadan da nazardan kurtuluş
çaresini bulmama vesile oldu. O gün yüksek lisans yaptığım Plovdiv (Filibe) Üniversitesinde
konferansların bitinceye kadar zor dayanıyordum. Yine nazar
belası başımdaydı ve en kötüsü burada dua okutabileceğim kimse yoktu.
Oysa bir an evvel o Muradiye Camii (Cuma Camii olarak da bilinen Murat Hüdavendigar Camii) bahçesine oturup kendi şiir dünyama dalmaya can atıyordum. Çünkü oradaki
günlük stresi, ancak böyle yeniyordum. Üzerimde nazar olsa da, oraya
mutlaka gitmeliydim, buna çok ihtiyacım vardı. Bitkin bir halde,
beynimdeki uğultuyla, yavaş yavaş merkeze yollandıysam da, en
yakın parka zor ulaşabildim. Çok sevdiğim yağmur da başladı. Şimdi bu
yağmurun altında saatlerce sırılsıklam oluncaya kadar yürümek varken
hastalığa teslim olup kiraya dönmeliydim... Ama bir türlü oturduğum peykeden
kımıldayamıyordum, ayaklarım ısrarla beni camii yanına götürüyordu. Üstelik
bu defa çoktan beri düşlediğim cami fotoğrafını da çekebilecektim.
Böyle bocalıyorken birden bire karanlıkta bir ışık gördüm. Nasıl daha önceden
düşünemedim diye kendime kızmaya başladım. Oysa derdimin
devası, işte o camideydi. Bahçesinde otururken içini merak etmiş, oraya nasıl
girererim sorusuna cevap aramıştım. Şimdi ise camiye rahatça gidip oradaki yetkili şahıslardan yardım
isteyecektim, gerekirse artık onlara yalvaracaktım. Camiye vardım,
fakat imam dışarı çıkmıştı. Kapı önünde dini kitap, muska vb. şeyler satan iki
adam, boynuma nazar muskası takıp imamı beklerken dua etmem için eşarp
verdiler. Nihayet hayalim gerçek oldu- Muradiye Camiinin
içindeydim. Keşke fırsatı değerlendirip namaz kılsam diye abdesthaneyi arıyordum, ancak
etrafta göremiyordum. Yine de nazardan beni kurtaracak birini bulmak
için Yüce Allah’a el açtım. Bir süre sonra aynı adamlar imamı boşuna
beklediğimi, her sıkıntının Allah’tan olup dermanın da onda olduğunu vurguladılar.
“Sen İhlâs, Felâk, Nâs dualarını bilmiyor musun?
Onları oku yeter!”, dediler. “Tabiî
ki, bu sûreleri biliyorum, ama kendi kendime
okuyunca nazar geçmiyor, üstelik abdestim yok”,
diye ağlamaya başladım. Ancak kimse sözlerime kulak vermedi. Şimdi hepten
perişandım ve dört elle Cenab-ı Allah’a sarılmaktan başka seçeneğim
yoktu. Biraz kendimi toparlanınca abdesthaneyi buldum ve
tek gerçek dostumuz, tek gerçek yardımcımız Allâhü Teâlâ’ya teslim olmanın bana verdiği mutluluğa
kavuşarak, huşu içinde bol bol dua
edip namaz kıldım. Bir ara demin beklediğim imamın geldiğini farkettim, ama
artık derdime dermanı kendim aramaya karar vermiştim. Birkaç turist gencin
seslerini de duyunca namazıma son verdim. Caminin içinde ve dışında fotoğraflar çektim. Yağmur ise hâla
yağıyordu, fakat ben şimdi bulutların arasında gülen güneşi görüyordum. Çünkü Allah’ın bana
lütfettiği bir kerametle omuzlarımda taşıdığım büyük yük nihayet
inmişti. En önemlisi, Yaradanıma güvenerek o yükü ben kendim
indirmiştim. Alemlerin Rabbine sonsuz hamd-ü senâlar olsun
ki, aklımı başıma getirdi ve ben kendim okuduğum nazar duaların gücüne
inanmaya başladım.
Resmiye MÜMÜN
2010, Kırcaali
“Medine Gülü” şiir kitabından
Коментари
Публикуване на коментар