Пропускане към основното съдържание

“Ben Allah’a İnanmıyorum” Dedi




Bugün yine çarpıcı bir olay yaşadım. Pasaportumu almak için çalışma saatleri başlamadan 30 dakika önce Kırcaali Pasaport Şubesi'ne gitmeme rağmen pasaportunu almak için 5 kişi sırada bekliyordu. Başvuru yapmak için kuyrukta bekleyenlerin belki 100 kişiden fazla olduğunu görünce yine de bu duruma sevindim.
Kapı görevlisinin, “Pasaport almak için 3 kişi içeri girsin” diye çağırması üzerine gişeye gitmek için tam bana sıra gelmişti ki, yaşlı bir adam onun sırası geldiğini iddia etti. İşe geç kalmaktan endişe ederek, sıraya dizildiğimde onu hiç görmediğim için ben buna itiraz ettim ve benden önceki iki kişiyle birlikte pasaportumu almak için gişeye gittim. Fakat acaba o yaşlı adama haksızlık mı ettim diye düşünmeye başladım. Sonra gişe önünde bekleyen biri erkek, diğeri kadın olan iki kişiye yaşlı adamın haklı olup olmadığını sordum.  Onlara sıraya durduktan sonra o adamı gördüğümü söyledim. İkisi de adamın haklı olduğunu söylediler, benim sıraya dizildiğim sırada o adamın hareket halinde olmasından dolayı onu görmediğimi belirttiler. Bunu duyunca ben kendimi çok kötü hissettim. Çünkü bilmeden de olsa kul hakkına girmiştim. Yanımdakilere, “Keşke onun haklı olduğunu bilseydim, beni öldürseler bile sırada onun önüne geçmezdim. Ama artık yapılacak bir şey yok, ondan özür dileyip helallik almaktan başka” dedim. Onlar da bana, “Evet, haklısın. Ondan özür dilemelisin” dediler.
Pasaportumu alınca hemen şubenin önünde ilk sırada bekleyen o yaşlı adamın yanına koştum ve ona, “Beni affet ağabey. Ben sıraya dururken seni görmediğim için benden sonra sıraya dizildiğini zannettim. Hakkını helal et”, dedim.
Yaklaşık 80 yaşlarında olan o adam kızgın bir şekilde, “Sizi bağışlıyorum, ama ben Allah’a inanmıyorum. (Kendini işaret ederek) Ben ateşim” diye cevap verdi. Yanılmıyorsam, “Ben ateşperestim, yani ateşe taparım” demek istedi. Adam, ben şaşkınlıktan dolayı bir süre tepkisiz kalınca aynı sözleri iki kez tekrarladı.
Şok oldum, ne diyeceğimi şaşırdım. Hayatımda ilk defa Kırcaali’de muhtemelen çifte vatandaş olan yaşlı bir Türk dedenin “Ben Allah’a inanmıyorum” dediğini duydum. Söylenecek bir şey yoktu. Allah’a inanıp inanmamakta herkes özgürdür. Ne diyebilirdim ki?! Sadece içimden, “Allah’ın ona hidayet ver!” diye dua ettim.
Daha sonra düşününce neden bu olayı yaşadığımı anladım. Demek ki, soydaşlarım arasında da açıkça Allah’ı inkar edenler olduğu gerçeğini kabul etmek zorundayım.  

Resmiye MÜMÜN

3 Temmuz 2017, Kırcaali       



Коментари

Популярни публикации от този блог

Aman Ya Rabbi, O Nasıl Mutluluktu Öyle, Anlatamam...

  Yıllar önce yazdığım bir şiirimde içimden gelen bir sesle, “Bekle b eni Mekkem, bir gün sana geleceğim  Kabe’nin siyah örtüsüne yüz süreceğim ... " demiştim. Yüce Allah'a sonsuz hamd ve şükür olsun ki, bu yıl on bir ayın sultanı mübarek Ramazan-ı Şerif'te bu aciz kulunu y eryüzündeki en mukaddes yer olan evine, beytine, Kabe'sine davet etmekle şereflendir erek, yıllar yılı Kabe ve A llah Resûlü Hz. Muhammed’in (SAV) aşkıyla yanıp tutuşan gönlümü vuslata erdirdi. Peygamber Efendimiz (SAV),  bir hadis-i şerifinde şöyle buyurmaktadır: "Ramazan ayında yapılan umre, tam bir hac sayılır, yahut da benimle birlikte yapılmış bir haccın yerini tutar." (Buhârî, Umre 4) Başka bir hadis-i şerifinde  de şöyle buy urmaktadır : "Kim, beni öldükten sonra ziyaret ederse, sanki hayatımda iken ziyaret etmiş gibi olur."(Mansur Ali Nasif, et- Tâc, el-Câmiu'l-Usûl, II/190). Bu kutlu yolculuk, 2 Mart 2025 tarihinde geceleyin Haskovo (Hasköy) şehri yakınlarında...

Tesettür Hikayem

Bu sene tesettürlü olarak Ramazan’a kavuşturan Rabbime y üz bin kere hamd ve şükürler olsun ! Zararın neresinden dönersen kardır demiş atalarımız . Bundan dört ay önce Yüce Allah’ın (CC) tesettür emrini yerine getirmek üzere kesin olarak tesettüre girmeye karar verdim. Bunu uzun   zamandan beri çok istiyordum ama bulunduğum çevrenin etkisiyle bir türlü kapanmaya cesaret edemiyordum.   Kırcaali’de ancak birkaç tane çalışan kapalı bayan tanıyordum. Hepsi ülkedeki imam hatip liselerinden mezun olmuşlardı ve dini hizmetlerde bulunuyorlardı. İşverenim başörtüme karışmasa bile Kırcaali’de ilk tesettürlü gazeteci olarak çalışmaya devam ettiğim halde bunun bedelini ödemek zorunda kalacağımın farkındaydım. Dini eğitim sahibi olmadığım için tesettürlü olarak işsiz kalma endişesini taşıyordum. Çünkü çalışmamak gibi bir şansım yoktu. Öte yandan Allah’ın emrine uymayıp günah işlediğimden dolayı büyük üzüntü ve huzursuzluk duyuyordum. Tesettürün hem Müslüman kadına, hem Müslüma...

Dilenci Roman Kızı

2010 yılında hala etkisinden kurtulamadığım bir olay yaşadım. Ramazan ayında bir iftar yemeğine katılmıştım. Sofra duasından sonra sokaklarda dilenen bir Roman kızı para istemek için iftara davet edilen makam, mevki sahibi varlıklı kimselerin yanına geldi. Tam o sırada ben eve doğru yollanmıştım ki, masadakilerin dilenci kızı benim yanıma gönderdiklerini gördüm. “Bak, git o abladan iste” dediklerini duydum. Ayrıca bana da kızı beklememi işaret ettiler. Sanırım 10 yaşlarında bir kızdı, siması tanıdık geldi. Sanki onu daha önce de sokaklarda dilenirken görmüştüm. Kız koşarak yanıma geldi ve elini uzattı. O sıralarda düzenli bir işim yoktu ve ekmek paramı zar zor çıkarıyordum. Çantama elimi soktum, karıştırmaya başladım, içinden 1 levalık madeni bir para çıktı. Onu kıza verdim. Saat gece 10’a yaklaşıyordu. Kızın bu saatte dışarda olması çok tehlikeliydi. Roman Mahallesi’ne yakın bir yerde yaşadığım için kıza evine kadar eşlik etmeyi teklif ettim. Fakat onca ısrar etmeme rağmen...